Son Osmanlı ile Buruk Vedalaşma
Turkish Airlines Banner
17 May 2012, Thursday Künye :: RSS:: Twitter Make Homepage :: Add to Bookmarks
English (United Kingdom)Turkish (Turkiye)

Son Osmanlı ile Buruk Vedalaşma

Attention: open in a new window. PDFPrintE-mail

Son Osmanlı ile Buruk VedalaşmaBöyle bitmemeliydi... Filmin sonu buruk, özlem dolu, çıldırtan bir merakla bitti bu kez...

Osmanlı İmparatorluğu'nun 'Son Şehzade'si Ertuğrul Osman Osmanoğlu, ziyaret için geldiği 'vatan'ında ruhunu teslim etti ve belki de huzuru buldu. O doğduğu, lakin 12 yaşında, belki de gözyaşları içinde, veda ettiği İmparatorluk topraklarına, ancak 'gözü toprağa bakan' bir ihtiyar olarak dönebilmişti. Neyse ki, 2004 yılında Türk vatandaşlığı 'payesi'ni verdiler de Türk olarak öz vatanında ölebildi. Vatandaşlık hakkını alamasaydı muhtemelen, 'Türk vatandaşı değil, burada gömülemez' diyerek naaşı yaban ellere gönderilecekti.

Öz yurdunun toprakları onun bedeniyle bayram etmesine ediyordu ancak ya buruk bir maziyi yarım yamalak öğrenen ve dedelerini, 600 yıl dünyaya nam salmış atalarını asla tanıyamamış olan bizler ne olacak? Bunun hesabını kim verecek? Türk'ün tarihini 100 yıla sığdırıp, koskaca 600 yılı bir kalemde silenlere kim hesap soracak?

Osmanlı Hanedanı'nın bir trene 'tıkıştırılıp' ülke dışına 'atılmasıyla' başlayan yitik tarihi kim, nasıl izah edecek? 1924 yılında, Cumhuriyet'e tehdit olarak görülüp gönderilmelerini Cumhuriyet'e ve Atatürk'e olan saygıdan dolayı 'anlamaya' çalışsak da 'tehdit' kalktıktan sonraki dönemde neden dönemediklerini kim nasıl açıklayacak? Zihinlerimizin bir bölümünü, hatta ana damarını dumura uğratıp, geçmişi olmayan insanlar güruhuna çevrilmemizin hesabını kim verecek?

Şehzade Dedemin varlığından güç alma, şanlı bir tarihle gurur duyma hakkımı elimden almaya kimin hakkı vardı? Düne kadar Osmanlı'yı övmek, iyilikle yad etmek, Cumhuriyet karşıtlığı ile eşdeğer tutuluyordu. Sanki, Osmanlı Hanedanını sevmek, Cumhuriyet'ten vazgeçmek demekti. Ne kadar da sığ, zavallı bir bakış açısı. Cehaletin en karanlık yüzünü yansıtıyordu bu hastalıklı ruh hali.

On yıllar boyunca körüklenen Osmanlı nefreti, son yıllarda iyiden iyiye aşıldı. İnsanlar, köklerini, varlık sebeplerini, kendilerine gurur yaşatan hanedanı tanımaya, anlamaya başladı. Tanıdıkça, öğrendikçe, duydukça sevgileri arttı. 'Bizim de gurur duyacağımız şanlı bir tarihimiz' varmış demeye başladık. Evet bu noktayı aştık. Onlarla barıştık. Oysa küsmek için hiçbir nedenimiz yoktu.

Bazı Süper Güç'lerin dünyaya hükmederken işlediği vahşeti, gaddarlığı görüp gözlerimiz yaşla, vicdanlarımız kanla dolarken, bir yüzyıl öncesine kadar kıtalara, milyonlara hükmeden Osmanlı'nın merhamet ve fetih anlayışı ile kendimizden geçtik. Hangi tarih kitabında bir Osmanlı paşasının masumları katlettiğini okudunuz? Ya da işkence belgelerini gördünüz?

Tarihi yapanlar, tüm kötü gelişmeleri, kötülükleri yurt dışına sürülen hanedana yükleyerek omuzlarından büyük bir yük attıklarını düşündüler. Oysa, tarihi karartarak, bir halkı köklerinden yoksun bırakarak en kara ve kötü bir yükle yüklendiler. Onlardan hesap nasıl sorulur bilmiyorum. Osmanlı düşmanlığıyla ölen, padişahları zevk düşkünü acizler olarak gören masum ruhların hesabını nasıl verirler onu da bilmiyorum.

En azından, ruhuma ve gönlüme yapılan 'Osmanlı işkencesi' duyarlı ve gerçeğin peşinde koşan değerli tarihçiler tarafından dindirildi.

Ne kadar da isterdim, İngiltere, İspanya, Danimarka gibi, sembolik de olsa köklerimin, yani Osmanlı Hanedanı'nın muhafaza edilmesini. Hiçbir şey yapmasalar da varlıkları yeterdi. Onlardan alacağımız güç yeterdi. Bu güzel insanları yurdundan sürenleri, dönmelerine izin vermeyenleri ve onları birer 'canavar' gibi sunanları asla affetmeyeceğim.

Hanedan üyelerinin çoğu perişanlık içinde yaban ellerde yitip gitti. Umarım son kalanlar Türkiye'de yaşamayı, son demlerini burada sürdürmeyi seçer. Ya da en azından burada vefat edip, koparıldıkları vatanları ile kavuşmayı isterler.

Onları tanıyamamak, sevmekten mahrum kalmak yeterince acı veriyor. Bir de gurbette, yabancı topraklara düşmelerine bu gönül hiç razı olmuyor.

This e-mail address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it

 

 

Â